Yakalığa Veda, Kravata Merhaba

Sanıyorum 96 yılı, ilkokulu bitirmiş ortaokula başlayacağım. Babam, şahinimizi Anadol bir kamyonet ile takas etmiş. Şahin varken mahallede korsan taksi, kamyonet ile de kavun karpuz satacağız. İnce bir detay ikisinin rengi kırmızı.

Halden yüklendik düştük yollara, mahalle aralarında geziyoruz, çocuklar araca asılıp çalmasın diye ben kasada babam direksiyonda. Bunu öğrenene kadar 2-3 karpuz feda etmiş olduk. Cadde köşebaşında bekliyoruz ama nafile…

Babam yılların esnafı ama bu işlere yabancı, ben henüz kabuğunu kırmamış körpe bir karakter. Saatler geçiyor akşam eve geliyoruz. Toplasan 5-6 tane ancak satmışız ve kamyonet ağzına kadar dolu. Görenler mahallede kavun, karpuz festivali var zanneder.

Birkaç başarısız girişimden sonra “nerede hareket olur, müşteri nasıl çekilir, kesmece nedir” zaruri olarak öğrenmiş olduk. Mesela toplu konut inşaatlarında öğlene yakın giderseniz çok kral satış olur. O zamanlar Bahçeşehir yeni kurulmuş, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’ın büyük projesi “Esenkent”, Bahçeşehir’in bitişiğinde yeni yeni yükseliyor.

Artık bağırmayı öğrenmişim, blokların arasına girdiğimizde iki elimi ağzımın kenarına koyup akustikten destek alarak:

-Kaaavuuuuuuun baaaaaaal,

-Kaaaaaarpppuuuuuuuuz keeeesmeceeee diye 132 desibel bağırıyorum. (İnönü kapalısındaki çığırtkanlığım buradan kalmadır.)

Şehrin yeni “modern mimarisi” yükselmeye başladığı bu alanda, inşaatlara orta sayılan bir noktada aracı durduruyoruz. Babam da yanıma geliyor ve maraton başlıyor. Yüzlerce işçi etrafımızı sarmış, sesler ve bağırmalar birbiri ile iç içe geçmiş. Hızlı bir şekilde seç, kes, ver, parayı al.  Başarılı bir iş gününün ardından yüzümüz gülüyor. Kavun karpuz bitince, eve giderken ben de ön tarafa babamın yanına geçiyorum.

Az biraz konunun dışına çıkmam gerekiyor şu an, o zamanlar ilkokul 5 yıl, bitirince öğretmenler sınıf ve okul bile değişir, ortaokula başlanırdı. Yanık olduğum bir kız var, adını vermekte bir beis görmüyorum, zaten bir daha da onu hiç görmedim. Keşke görsem anlatıp gülsem o günleri. Şenay, ilk iki yıl beraber oturduk, sınıfın en çalışkan iki öğrencisiydik. Sonra bir ön sıramda oturuyordu. Hiç konuşamadık ama ikimiz de bilirdik. O yaşta sevmek nasıl bir şeyse…

Teyzeoğlu askerdeyken yeşil haki örgü ipiyle kalp yapmış ortasına kurşun koymuştu, onu da bana vermişti. Neresinden bakarsan havalı bir şey. Beşinci sınıfın bittiği gün, yavrusunu kaybetmiş ördek gibi yana yakıla koşturuyorum ortalarda, birazdan ayrılacağız; uzakta doğru düzgün bilmediğim bir mahallede oturuyor. Son görüşüm olduğunu biliyorum. Karneleri aldık, ikimizin de pekiyi. Birbirimizin notlarına baktık. Sonra merdivenden inerken önlüğümün cebinde avucumda sıktığım kolyeyi verdim.

-Şenay al bunu hatıra diye sakla.

-Teşekkür ederim. (güldük)

O günden sonra da bir daha hiç yollarımızın kesişme ihtimali olacağını düşünmemiştim. Bir gün kavun karpuz yüklendik, rota farklı bizim okulun kuzeyindeki mahalle Şahintepe. Sözün özü, onların mahallesi. Çocuk aklıma utanmaya, çekinmeye başladım. Babam aracı sürüp yokuşu çıktıkça benim sesim alçaldı, alçaldı, alçaldı. Ağzımda bir şeyler yuvarlıyorum ama ben bile zor duyuyorum sesimi. Babam hiç sormadı, bağır demedi, sesin çıksın demedi. Minik sevdalımla da karşılaşmadık, olan bizim kavun, karpuza oldu.

Günün sonunda dönerken ben bin pişman bağırıyorum, kendimi yırtıyorum.

-Sağlık olsun oğlum. Boş ver yarın satarız.

-Yok, baba iki tur daha atalım.

-Oğlum akşam oldu.

-Baba Altınşehir meydana gidelim. Dolmuş saatini yakalarsak aktarmada alan olur.

Zorla ikna ettim. Yolda holigan gibi bağırıyorum. Bir marketin önünden geçerken marketçi ıslık çaldı. Tüm kavun, karpuz için bizimle toplu pazarlık etti. Anlaştık ben kasadan babama fırlattım, babam dükkan önüne yığan adama. Hani şu Yeşilçam filmlerinde gördüğünüz gibi havalı havalı. Hepsini indirdik, paramızı aldık. Belki bir işçi evinin yaz yemeğine peynirin yanına yoldaş oldu, belki maaş günü kurulan çilingir sofrasına başköşe meze; hatta belki de Şenayların evinde…

Her birine afiyet olsun.