İlhan Sami Çomak’a Mektup

Sayın İlhan Sami Çomak’a

Ben Emrullah, İstanbul’da doğup büyümüş bir Mardinliyim. Otuz üç yaşındayım, otuz yaşla alakalı bir şiirin son dizelerini biliyorum Nurullah Ataç’tan. Her otuz üç yaş mevzusunda onu dillendiriyorum;

“Ömrün ne sonundayız ne henüz başında

Otuz üç yaşındayız hep, otuz üç yaşında”

Sığındığı bir yer var Nurullah Ataç’ın, oysa ben şiirin sığındığını değil ritmini seviyorum. Öte yandan çok akıllıca buluyorum bu şiiri. Bir öğretiyi (Dini inanışa göre insanlar öldükten sonra otuz üç yaşında dirilecekler) çok naif bir biçimde şiirleştirmiş. Göze sokmadan, ısrar etmeden, savunduğunu diretmeden…

Adınızı ilk nerede duydum, ilk şiirinizi nerede okudum anımsayamıyorum. Oysa ne fiyakalıdır böyle anılar. Sözüm ona anımsayıcı şöyle bir cümle kurar; Attila İlhan şiirini ilk defa lisede duymuştum, mevsim kış, günlerden salıydı, edebiyat öğretmenimiz bilmem kim bey ya da bilmem kim hanım bize ezbere şiirler okurdu, ben de o günden sonra hep sevmişimdir o şairi.

Maalesef benim böyle bir anım yok. Gülümseyiniz burada. Ya da bir gülümsetme borcum olsun size, sözümü tutacağımı bilin lütfen.

“Derken denizlerin yalnızlığı toplandı

tütün içerken ben…”

Ama sizinle ilgili anlatacağım şeyler olacak elbette…

“Duvarsız Bir Dünya İçin Şiir” etkinliği için Kadıköy’de Nazım Hikmet Kültür Merkezinde buluşulmuş Mustafa Köz, Erkut Tokman, Mehmet Erte, Mazlum Çetinkaya… ve daha birçok değerli ismin katıldığı bir etkinlikte sizin de adınıza mektup okundu, şiirler okundu, size selamlar iletildi, oradaydım, o iyi temennilerin içindeydim.

O gün tanıştığım Suriyeli şair Melek Mustafa birilerine Kadıköy’den Beylikdüzüne nasıl döneceğini sorarken hemen tüm parmaklar beni gösterdi. (Bazı konularda parmaklar beni gösterir; ıslık çalmak, tatlı yemek…) Çünkü ben Avcılar semtinde oturuyorum ve

Avcılar Canı Sıkılanlar Derneği

Avcılar’a Gelenleri Gezdirecek Bölge Sorumlusu

Avcılar’ın Rüzgârlı Sokakları Denetleyicisiyim…

Eğer siz de o duvarların arasından çıkar ve Avcılar’a gelirseniz artık ilk kimi aramanız gerektiğini biliyorsunuzdur, burada gülümseyiniz lütfen, yoksa bu duvarlar bu sınırlar bu yasaklar yan yana gülümseyerek çekilecek bir fotoğraf karesi hakkı vermeyecek bize.

“Yapraklarıma su yürüyor

Demek ki genişleyen bir şeydir

Hayat.”

Sizin tanımlarınızı duymak isterdim, genişlik nedir mesela, yürümek, gök nedir

Işıkları istediğiniz saatlerde açmak, kapatmak nedir, peki ilk tanışmanın ilk buluşmasında

göz göze gelindiğinde söylenecek söz nedir, elin, ayağın duracağı yer nedir?

Sonraya dönecek olursak, sonra çok okudum, çok okuttum, çok anlattım sizi. Hani siz

“Herkes bana yaşatılan adaletsizliği hiç olmazsa bir yakınına anlatmalı. Ortada tutarlı bir kötülük var.” diyorsunuz ya, bunu unutmadım, aklımda.

Adınızı andım, şiirlerinizi okudum, yaşadığınız adaletsizliği dillendirdim.

Diyarbakır kitap fuarında Manos Kitap standında sevgili dostum Cenk Kolçak ile birlikte sizin adınıza “Geldim Sana” kitabınızı imzaladık.

“Şimdi sıra sende:

Q’ler W’ler X’lerle gecenin çatısını kuracağız

O tuzlu suların artığıyla bulutlar çağıracağız

Birkaç solgun çağın marşlarıyla”

Yine sonraya dönüyorum yeni bir sonraya, bize güzel ve umutlu günler getirecek olan sonraya… Oradan çıkacaksınız o lanet olası dört duvardan, bitecek bir gün bu adaletsizlik. Bittiğinde size ıslık çalabilir, nerede güzel tatlı yenir bunu gösterebilir, coğrafyamızın herhangi bir toprak sahilinde oturup uzun uzun, susa susa, çok konuşup çenemiz ağrıyana kadar güle güle, uzaklara dikip gözlerinizi mırıldandığınız türküye eşlik edebilirim. Beni ilk cümlelerimdeki kendini tanıtan satırlarımdan değil buradan tanıyın, gelecek güzel günlere olan inancımdan…

Emrullah/Avcılar