İhsan Baran’a Mektup

Sevgili İhsan

Dağlarına bahar gelen memleketime selam
Yoksa yakıldı mı o dağ?

Çocukken İstanbul’dan Mardin’e doğru yaptığımız memleket yolculuklarında
“Anne, bu dağlarda niye hiç ağaç yok” diye sorduğumda
“Oğlum, hep taş bu topraklar” derdi
O taşlar hâlâ orada mı İhsan?
O taşları oraya kim attı İhsan?
Bir yerlerde şeytana atacak taş aranıyorken, hiç kimsenin aklına bu taşlar gelmez mi İhsan?
Şeytanın nerede olduğunu da sana sormayacağım elbette ama haberini almak istediklerim var,

söyle ne olur, Sur, o nasıl

Sülüklühan’da akşam olmasını beklemiş seyyarlardan ciğer yemeğe çıkmıştım
Verdiğim siparişi masaya getiren ustanın
“Abi siz misafirsiniz herhalde, nereden geliyorsunuz” dediğinde
İstanbul dememi bekliyormuş gibi heyecanla yanıma sokulup tüm içtenliğiyle
“De abi, İstanbul’da bizim partinin durumu nedir” diyen o samimiyeti hâlâ o sokaklarda duruyor mu?
Yoksa
Yıkıldı mı sokak, yağmalandı mı
Mardinkapı kebapçısı, Diyarbakır Evi, Surp Giragos
Mesela Keçiburcu’ndan bakınca nasıl Hevsel

Onlarca gözün önünde,
Dört Ayaklı’da,
tüm güzel yarınların Elçi’sine sıkılan o kurşunun yankısı
kapalı kapılardan, sınır çekilmiş şehirlerden sekti dönüp dönüp bizi vurdu
Kırklar dağına yaslanan o en eski dengbej
On gözüyle ağlamıyor mu?

Sevgili İhsan
Şairim
Dostum
Nasılsından çok ağrılarımızdan söz ettiğim için affet

Çünkü şiirini;
Dağları, ovaları, Sur’u, jandarma kontrollerini ve gölgeleri aşan bir mektup gibi okuyorum

Bir gün bir otobüs kalkacak Diyarbekir’den
O otobüse binip gidelim
O otobüse binip
Her yere

Uzun oldu seni görmeyeli. Belki Kadıköy’de tatlısını yediğimiz dükkan kapanmıştır bile.
Gaddarlığı ve kötülüğü ile insanları intiharın eşiğine getiren bu ülkeye bir dükkan dayanamaz zaten. Umarım yeni şiir kitabın en kısa zamanda çıkar da ağzımızın yitirilen tadına kelimelerini süreriz.

Eğer kulağına Ciwan Haco’dan Bircên Diyarbekir çalınırsa bir an, beni düşün
Ya da
Erivan Radyosu’ndan bir şarkı tut benim için
beni an.

Emrullah/Avcılar