İbrahim Tığ’a Mektup

                                              
Gazeteci, yazar, şair. Devrek’te yaşıyor. Aylık kültür sanat dergisi Şehir Edebiyat’ın emekçiliğini yapıyor. Bilirsiniz, okumuş, sizler de belki bir eser göndermişsinizdir. Çocukları var. Tarlası ve bostanı da. Kabakların yeni filizlendiği bir mevsimde onu ziyaret etmiştim. Hakkında bildiğim o zaman da bu kadardı, şimdi de bu kadar. Mısırlarımızı burada kuruturuz diye serin, eski, ahşap bir yere girdiğimizde aç mısın, demişti. Yedik, yedirdi. Eli bol. Güler, hep güler. Annesini gördüm balkondan el salladı, güldü.

Burada basıyoruz gazeteyi, dergiyi, diye gösterdiği yer balkonun altındaki maviye boyanmış ince demirleriyle küçük bir camekan. Ne büyük uğraş, yıllardır büyük emek. Siyasi olarak aynı şeyleri düşünmediğimizi hissetmiştim hala aynı şeyleri düşünmüyoruz. Bunları konuşmadık, Rüştü Onur’u- Mustafa Tayyip Uslu’yu, şiiri, şairleri konuştuk. Anılarını, tanışıklıklarını, gazetecilik yıllarını ve burada tarlalarda ne yetişir ve buradan hangi su akar ve buradan İstanbul’a hangi yollardan gidiliri…

Taşra diyordu hep. Taşrada olmaktan, taşralı olmaktan memnundu. İstanbul uzaklaşıyordu gözümde. Bir simitçiye götürüp simit, bir masaya oturtup köfte, bir meydana götürüp kaymakamlığı gösterdi. Taşra ne güzel kelime. Taşralı insan ne güzel insan, taşra dergileri ne güzel dergi.


İlk tanışmamız, ilk diyaloğumuz yine edebiyat vasıtasıyla olmuştu. Yasakmeyve‘den

Kekeme Kırıntı yeni çıkmıştı. İbrahim Tığ aradı. Tanışmamıştık, tanıştık. Konuşmamıştık daha konuştuk. Yeniyi desteklemek isteyen iyi bir niyeti vardı. Bizim dergimize de yaz dedi. Hem yazdım hem de ilk fırsatta yüz yüze görüşmek üzere diye sözleştim onunla.

İstanbul’a geldiği bir zaman diliminde çantası dolu kitapla Beyoğlun’da dolaşmış, Orhan Kemal müzesini gezerek, Cengiz Gündoğdu’yu ziyaret etmiştik. Berrin Taş’ın çay ikramıyla uzun ve güzel edebiyat sohbetleri yapmıştık. Cengiz Bey ve Berrin Hanım’a da sağlıklı zamanlar dilerim. O günlerde de sağlık sorunları vardı. Cengiz Hoca Berrin Hanım’a seslenip, beni işaret ederek “Beyefendiye bir ekmek verelim” demişti. Estetik Kalkışma, Ekmek kitabı ve İnsancıl Dergisinin o ayki sayısını imzalı almıştım kendisinden.

İbrahim Tığ denilince aklıma işte böyle güzelle bezeli anlar geliyor. Daha nice anılarımız var. Sonra tekrar özleşeceğiz ve tekrar bir mektup olarak dökülecektir o güzel anılar da.

O benden ayrı bir düşünce, o benden ayrı bir insan, o benden ayrı bir şehir. Orada olduğunu bilmek beni mutlu ediyor. Orada iyi olman için bin selam ediyorum İbrahim Ağabey.


Emrullah/Avcılar