Salgın Öyküleri / Cüz

İnstagram, facebook veya (google profilim sağolsun) tarayıcımdan sürekli reklam çıkmasına alışmıştım ama babamın bu konudaki tutuculuğuna bağlı aldığı önlemlerle böyle bir bombardımandan uzak kalabildiğini sanıyordum. Yanılmışım.

Babam, bilgisayarında profil oluşturmamış hatta e-posta adresini de uyduruk bir isimle almıştı. Çat pat yabancı dili anlamasının şansına dünyada kimsenin sahip olamayacağı Kristiyan Vaysmüller adıyla sanal alemde nev’i şahsına münhasır feyk bir karakterle arz-ı endam eyliyordu.

Telefonunun da akıllı olmasını istemediğinden, eski tuşlu bir telefon kullanıyor ve niyeyse sadece mesai saatlerinde açık tutup bazen de kapalı olarak bir kenarda unutuyordu. Tüm sülalemiz buna alıştığından acil durumlarda ya beni ya da annemi arıyorlardı.

Armut dibine düşer misali ben de kendisinden çok farklı sayılmazdım ama yine de zamanın ruhuna uyarak çevrimiçi olmak ve elektronik iletişim ağında varolmamanın imkansızlığıyla sürekli bir boğuşma içerisindeydim. Telefon, bilgisayar ve televizyonda ayrı profiller oluşturup algoritmaya asgari bilgi verip şaşırtmaya çalışıyor; bu sayede ilgi alanlarımı tahlil etmesinin önüne geçerek kendimi bu amansız reklam ve pazarlama dünyasından sözümona uzak tutmayı sağlıyordum.

Mesleki yazışmalarımı ayrı, hobilerimi ve aboneliklerimi ayrı bir e-posta hesabına ayırmış meme ve göt görmek için de bambaşka bir profil oluşturduğum eski bir dizüstü bilgisayarımı kullanıyordum.

Mikrofon ve kamera gibi kayıt cihazlarımı ancak lüzum halinde açıyor, konum bilgilerimi saklamak için çok zorda kalmadığım sürece GPS’i kapalı tutuyordum.

Hayatım bu düzlemde devam ederken henüz çare bulunamayan bu salgın hastalık baş gösterdi. Eve kapandığımız dönem oldukça sıkıntılıyken her şeyi sanal alemde halletmek ve istemediğim tüm bilgileri teker teker teslim etmek zorunda kaldım.

İlk günler çok zor gelen bu kapanmaya önce alışıp sonrasında iyice bıktığımız bir dönemde aşının bulunduğu haberi geldi.

Hiç umulmayan, haritada göster deseler zor bulunacak ülkelerin birinden gelen bu müjdeye önce çok sevinip sonra da nasıl güveneciğimizi tartıştı herkes. Öyle ya söz konusu ülkenin bugüne kadar uluslararası arenada bırakalaım bilimi; ne spor, ne edebiyat hatta ve hatta keşfe değer doğal güzelliği bile yoktu.

Aşının deneme dozlarıyla beraber azalan vakalar sonucunda tüm soru işaretleri bir kenara bırakılarak dünya devi ilaç firmaları ülkeye yatırım yapmak için sıraya girdi. Ama ekonomisi kendine bile yetemeyen bu ülke tüm teklifleri reddederek, ar-ge, üretim ve dağıtımı yapabilecek tüm imkanlara sahip olduklarını ilan etti.

Gerçekten de kısa sürede aşıyı önce komşu sonra da denizaşırı ülkelere hızla dağıtmaya başlayarak rüştlerini ispat ettiler. Aşı tabii ki bize biraz geç geldi. “Güvensiz… Denenmemiş… Biz daha iyisini yaparız…” nidalarının sebebini hala bilemiyoruz. Bununla ilgili pek çok dedikodu var ama aradan birilerinin tonla para kazandığını tahmin etmemize rağmen sırf hastalık kapmamak için bu yolsuzluğa toplum olarak göz yumduk.

İlk deneme dozları bize de gelerek önce yaşlılara uygulanırken babam ve annem de hemen aşı olabildiler. Söylentiye göre bu ilk parti için para bile ödenmemişti ve aşının mucitleri “Bütün dünyayı kurtarma!” misyonuyla hareket ederek iyi niyetlerinin de nişanesi olarak milyonlarca dozu hibe etmişlerdi.

İlk günlerde annem ve babamın vücutlarında biraz kızarma-bozarma olsa da çok ciddi bir yan etki görünmedi. Yalnız bir süre sonra babam biraz daha sinirli annemse daha huylu oldu.

Sürekli beni izledikleri ve hakkımda konuştukları gibi paranoyakça bir düşünceye sahip olmamı sağlayacak davranışlarda bulunuyorlardı. Eşyalarımın yerlerinin değiştiğini, bilgisayar ve telefonlarıma bir şekilde girdiklerini hissediyor ama bunu ispat edecek kesin bir kanıt da bulamıyor ve kendime kızıyordum.

Ben odamdayken kendi aralarında konuştuklarını duyuyor ama kulak kabartmama rağmen ne dediklerini anlayamıyordum. Gece uykumdan vınlamaya benzer bir sesle uyanıyor sesin kaynağı ebeveynelerimin yatak odasından geliyor gibi hissettiğim anda kesiliyor ve ya annem ya babam odadan çıkıp en sevecen tavırlarıyla “Bir şey mi istedin oğlum?” diye soruyorlardı.

Tüm bunların sebebinin evde tıkılıp kalmak olduğunu düşünerek suçu üzerime alıyor ve iş, hobi ve sanal seksten oluşan hayatımı sürdürmeye çalışıyordum.

Aşının ikinci dozuyla birlikte babam oldukça sevecen ve hoş sohbet bir adama dönüşmüş benimle hiç olmadığı kadar uzun konuşmaya başlamıştı. Masasına oturup saatlerce internette gezinen o adam gitmiş yerine hep hayalini kurduğum baba figürü gelmişti. Hatta instagramdan takip ettiğim bir baba-oğul hesabı sanki bizim eve sirayet etmişçesine bir hayat yaşamaya başlamıştık.

Benim dinlediğim müziklere göre yeni gruplar tavsiye ediyor, hiç duymadığını sandığım kült filmleri birlikte izlemeyi teklif ediyor, şifresiz porno kanallarının linklerini paylaşıyordu.

Annemse en sevdiğim yemekleri yapmaya başlamış, dünyanın dört bir yanından yeni tarifler bulup damak zevkimi aşan tariflerle mide fesadı geçirmeme yol açıyor, benim hoşlanacağım tipte kadınları “komşunun akrabası, yazlıktan bilmemkimin kızı…” diyerek instagramdan gösteriyordu.

Bu hayata alışabilirdim.

Aşıyla ilgili bazı muhalif oluşumları takip etmeye başlayıp dünyadaki garipliklere kafa yormaya başlamamla gece vınlamaları ve anne babamın bana ilgilerinin artması aynı döneme denk geldi.

Gerçekten de aşının herhangi bir yan etkisi olmadığına dair kanlı canlı iki kanıt yanıbaşımdaydı. Ama dünya, neredeyse ciddi bir şekilde aşıdan yana olanlar ve karşılar olarak iki kampa bölünmüştü. Aşıdan yana olanlar tüm mecralarda yoğun bir propoganda yaparken aşı karşıtlarının sesi kesilmeye çalışıyor hatta gizli kaynaklardan güçlü muhaliflerin ortadan kaldırıldığı söylentileri yayılıyordu. Ben bunlara inanıp inanmamakta kararsız bir şekilde ulaşabildiğim tüm kaynakları araştırırken anne babamın endişeli tavırları artmış ve benim paranoyamda tavan yapmıştı.

Acaba muhalifler haklı mıydı? Tüm bu hastalık ve aşı büyük bir oyunun parçası mıydı? Vücudumuza çipler yerleştirip bizi kontrol mü edeceklerdi?

Kafamda sorular çoğalırken sesi çok gür çıkan kayıp muhalifler birer birer ortaya çıkıp eski fikirlerinin yanlış olduğunu açıklayan beyanlar veriyordu. Kafam iyice karışmıştı. Muhaliflerden birisine gizli bir hesaptan ulaşıp aklımdakileri yazdım. Attığım ilk e-postaya cevap geldiğinde tam açıp okuyacakken annem çok sevdiğim bir kokteyli yapıp yanıma koydu. İlk yudumdan sonrasını hatırlamıyorum.

Kendime gelip de gözlerimi açtığımda her şey çok farklı görünüyordu. Annemin, babamın vücudundan çıkıp evimizi dolduran ilahi ışığı görebiliyordum. Aynı ışık göğsümden çıkıp bilgisayarlarımı ve tüm elektronik eşyaları geziniyor, oradan çıkıp bahçedeki otlara, ağaçlara, dışarıda gezen herkese ve her şeye ulaşıyordu.

Artık bütünün parçasıydım. Tek ve mükemmel bağlantının olmazsa olmazlarından biri ve aslında tamamıydım. Sadece insan değildim. O basit, aciz gereksiz et kütlesini öteye geçirecek güce ait bir parçaydım.

Tektim, her şeydim, aşılıydım.

-o-