Ahmed Şamlu-Çağdaş İran Şiiri

Ahmed Şamlu, 12 Aralık 1925, Tahran doğumludur. Şair, yazar, sözlük yazarı, gazeteci, araştırmacı ve aynı zamanda büyük bir çevirmen kimliklerine sahiptir. Şamlu 1979 Devrimi’nden önce kurulan İran Yazarlar Birliği’nin kurucularından ve devrim sonrasında da bu kurumun aktif üyelerinden biriydi. Şamlu şiirlerini Elif Bamdad mahlasıyla imzalardı. Özgürlükçü ve sol görüşlü olduğu için İran Özgürlük Şairi ya da Sokak Şairi gibi ünvanlar verilen Şamlu’nun edebiyatta en çok eser verdiği ve tanındığı dal ise şiirdir.

Şamlu, 1947 yılında Nima Yuşic ile tanışana kadar klasik şiirler yazdı. Fakat bu tanışmanın ardından yeni şiir akımından çok etkilendi ve şiirlerini bu türde yazmaya başladı. Ancak “Gömlekte Kızıl Bir Tomurcuk” şiirini, Nima’nın yeni şiir akımının ritmine aykırı olarak yazdı. Bu şiirle birlikte, akış ve ritmi bırakarak yeni bir tür ortaya koydu ve bu yeniliği Beyaz Şiir olarak adandırdı. İran edebiyatında bu şiir uslübu Yazı Kalıbı ya da Şamlu Kalıbı olarak da bilinir. Edebiyat uzmanları, Şamlu’nun Beyaz şiir alanında en iyi şair olduğunu söylerler. Şamlu’nun babası, Afganistan ve Kabil göçmeni; annesi ise Kafkas göçmeniydi. Bir asker çocuğu olan Şamlu babasının farklı şehirlerde görevlendirilmesi sebebiyle, İran’ın birçok şehrini onunla birlikte gezme fırsatı buldu ve daha on üç yaşındayken halk ağzında yaygın olup, yazıya geçirilmemiş kelimeleri kaydetmeye başladı. Şamlu’nun şiirlerinde görülen zengin kelime dağarcığının yegane sebeplerinden biri de şüphesiz bu durumdur. Lise 3. sınıf öğrencisi olduğu sıralarda Almanca öğrenmek için liseyi bıraktı ve lise 1.sınıftan eğitim dili Almanca olan Fen lisesine başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında İran’ın kuzeyinde Müttefik Devletler karşıtı olarak savaştı. Fakat bir süre sonra Tahran’a dönüşü sırasında yakalanıp Reşt şehrindeki Sovyet Hapishanesi’ne gönderildi. Hapisten çıktıktan sonra ailesiyle birlikte İran’ın kuzey batısına, Urmiye’ye göç ettiler. Azerbaycan Demokratik Partisi güç kazanınca Şamlu tekrar yakalandı ve üst rütbe sahibi kişilerden af emri gelene dek, iki saat süresince kurşuna dizilmek üzere bekletildi. Bu son yaşadıklarının ardından Şamlu, okulu hayatını bir daha geri dönmemek üzere bıraktı ve bir kitapçıda çalışmaya başladı.

22 yaşında evlendi ve aynı yıl Unutulmuş Şarkılar isimli ilk şiir kitabını çıkardı. 1954 yılındaki darbeyle birlikte İran’ın daha baskıcı bir siyasi düzene geçmesinin ardından; Şamlu da yüzlerce yazar, şair ve sol görüşlü aydın gibi evine düzenlenen bir polis baskınıyla yakalandı. Baskında onlarca çevirisi ve basılmamış kitabı yakıldı. Tutukluluğu ise bir yıl sonra sona erdi. 1962 yılında Ayda Sarkisiyan’la tanıştı ve ikinci evliliğini yaptı. Bu birlikteliğin ardından; hayatında hep eksikliğini hissettiği kişiliğinin tamamlandığını dile getirdi: “Ne yazıyorsam onun içindir, sebebi O’dur… Ayda ile hayatımda hiçbir zaman bulamadığım birini buldum.” 1970 lerde Şamlu’nun hayatında büyük olaylar meydana geldi. 1971’de Tahran’da bir üniversitede edebiyat öğretmeni olarak göreve başladı. 1972’de İbrahim Ateşte adlı kitabı basıldı ve birkaç senaryoya imza attı. 1974’te Roma Üniversitesi’nin davetiyle bir şiir okuma seminerine katıldı. 1975 yılında Princeton Üniversitesi’nin davetiyle Amerika’da da bir seminere dahil oldu ve bu gezide Yaşar Kemal ile tanıştı. Aynı yılda İran şahının politikasına bir tepki olarak Abu-Ali-Sina (İbn-i Sina) Üniversitesi’ni terk ederek; önce Roma’ya sonra Amerika’ya gitti ve Harvard, MIT ve Brockley Üniversitelerinde konuşmalar yaptı.

1979 devriminden sonra İran’a geri döndü ve İran Yazarlar Sendikası’nda yeniden çalışmaya başladı. Fakat, çalıştığı tüm gazeteler tek tek kapatıldı. 1983’te İran rejiminin, edebiyata ve edebiyatçılara uyguladığı baskının artmasıyla çalışmaları ve kitaplarının basılması yasaklandı.

Şamlu, 24 Temmuz 2000 tarihinde İran’da hayata gözlerini yumdu.

 

 

 

Aynadaki Aida / Ahmed Şamlu

Dudakların…

Şiir gibi ince dudakların.

En şehvetli öpücükleri, bir utanca dönüştürür dudakların.

En ilkel yaratıkların insana dönüşmek için

Faydalandığı bir utanca…

Ve yanakların…

İki kavisli çizgiyle,

Senin gururuna,

Benim kaderime yön verir.

Geceye katlanmışım,

Üzerimde bir silah olmadan,

Gündüzü bekleyerek.

Ve onurlu, mühürlü bir bekâreti,

Geri getirmişim,

Genelevlerden.

Benim gibi, hayatını sürdürerek,

Kimse kendini öldürmeye kalkmadı böyle acımasızca!

Ve ateşin sırrıdır gözlerin…

İnsanların zaferidir senin aşkın,

Kader savaşına koşarlarken.

Ve bağrın,

Küçük bir yer, yaşamak için,

Küçük bir yer, ölmek için,

Şehirden kaçmak için.

Ve şehir, utanmadan,

Binlerce parmağını dikip,

Göğün saflığını suçluyor.

Dağ, taşlarla başlar ilkin,

Ve insan acılarla…

İçimde gaddar bir tutuklu yaşardı, Zincir seslerine alışamayan,

Ve ilk bakışınla başladım ben.

Fırtınalar,

Ne muhteşem ney üflüyorlar,

Senin yüce dansında.

Ve damarlarının şarkısı,

Doğuruyor hep var olan bir güneşi.

İzin ver uykudan öyle bir uyanayım ki,

Bütün sokakları şehrin,

Algılasın var oluşumu.

Ellerin barıştır,

Ve düşmanlığı unutmama yardım ederler dostça.

Alnın ise uzun bir ayna,

Parlak ve uzun.

“yedi ilham perisi” ,

Ona bakıp durur,

Güzelleşmek için.

Sabırsız iki kuş şarkı söylüyor göğsünde,

Yaz, hangi yoldan gelmelidir ki,

Susamak,

Suların lezzetini arttırsın?

Aynada görünmen için,

Uzun bir ömür baktım ona,

Göller, denizler ağladım ben,

Ey insan görünümündeki peri,

Vücudun, bir tek sahtekar ateşte yanar!

Var oluşun,

Cehennemden kaçmaya sebep olan bir cennet.

Beni içinde boğan;

Bütün günahlardan, yalanlardan arındıran bir deniz,

Ve sabah,

Senin ellerinden uyanacaktır.